SLİPKNOT TURKEY FAN SİTESİ


Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

THE CROW....

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 THE CROW.... Bir Çarş. Haz. 11, 2008 1:42 pm

Misafir

avatar
Misafir
Yağmur Her zaman Yağmaz
Bu
sözü kaç kere duydunuz, ya da kaçınızın kalbi küt küt atmaya başlıyor
bu söz ile. 1993 yılının Ocak ayında, bu söz kâğıda döküldüğünde,
nerden bilebilirlerdi ki bir gencin son sözü olacak.
31 Mart size
neyi hatırlatıyor? Kiminize tarihten bir sahne, İttihatçıların
ayaklanıp 2, Abdulhamid’i tahttan indirip , yerine 2, Mehmed Reşad
geçirilmesi. Kiminize ise özel radyoların kapatıldığı gün. Ancak benim
içimi sızlatan olay 31 Mart 1993 yılında kalleşçe, kaza eseri yada
bilinçli bir ölümü hatırlatıyor. Hikâye o kadar ağır okadar dolu ki
hangisi hayal hangisi gerçek şaşırıyor insan. Bu satırları yazmak
gerçekten zor benim için. Nedendir bilmem o kişiyi kendime çok yakın
hissettim. İçimde, sanki abimi kaybetmişim gibi bir hüzün kaplar.
Odamdaki posterine dalar giderim bazen.
Dün akşam kar iyice yoğunlaşmışdı. Odamın camından karın yağmasını
izliyordum. Saat gece yarısını geçmişti. Ancak sanki bir hayal ülkesi
gibi sokaklar parlıyordu. Sokak ışıkları kar tanelerinden yansıyor,
etraf doğal olmayan bir ışıkla parlıyordu. Bir an gözümü kapattım sanki
hayal dünyasında olduğumu düşündüm. Şimdi uçuşan periler camın önüne
gelecek diye bekledim. Gözümü açtım sadece kar ve ışık vardı. Sonra bir
an kafamı odanın içine çevirdim ve onu gördüm. Siyah deri pantolonu,
üzerindeki tişörtte kurşun delikleri vardı, kafası hafif öne eğik,
omuzlarında bir karga, ikiside mağrur ikiside güçlü, göz göze geldik.
İçimde bir şeyler kıpırdadı. Sanki bana yeter artık diyordu. Dön
dünyaya. Bir süredir kabullenemediğim ve çaktırmadığım, ancak yavaş
yavaş içine çekildiğim depresyon halinden çık diyordu. Yada bana öyle
geldi. Sonunda o gözleri gördüm ve bana bir şeyler anlattı. Keşke
sarhoş olsaydım o an. Gözümden iki damlada yaş gelirdi belki daha rahat
hissederdim kendimi. Ancak olmadı sadece o lafı hazmettim ve dışarı
bakmaya devam ettim. Onu düşünmeye başladım. Hayal ve gerçeği birbirine
karıştırmış o insanı.
Kaçınız anladı? Söyleyeyim, hayal dünyasında bir rock yıldızı Eric
Draven piyasada bir albümleri var Yağmur Her zaman Yağmaz. Gerçekte
ise bir aktör. İsmi Brandon Bruce Lee. Çocukluğumuzun kahramanı Bruce
Lee' nin oğlu. Ancak kendisini ölümsüz yapan Bruce Lee' nin oğlu olması
değil, oynadığı bir film. Bana sadece filim demek biraz zor geliyor.
Çünkü ben ve tanıdığım birçok insan o filmin içinde kayboldu ve gerçek
hayat bitip filim nerde başlıyor karıştırdı.
Hikâye
bir çizgi roman olarak başladı. Bir karga, ölen bir kişinin gerçekten
ölmeyi hak etmediğini ve intikamının alınması gerektiğini hissederse, o
kişiyi dünyaya geri getiriyordu. Ölümsüz olarak hemde. Çizgi roman çok
tutuldu ve filmine karar verildi. O zamana kadar 3, sınıf aksiyon
filmlerinde oynayan, bir erkeğe bile ''vay be'' dedirtecek vücuda sahip
Brandon Lee' ye teklif götürüldü. Brandon biçilmiş kaftandı. Ancak
nerden bilebilirdi ki, Crow filminde oynaması onu ölümsüz yapacağını ve
bunun bedelini canıyla ödeyeceğini. Filim pahalı bir prodüksiyon muydu?
Kesinlikle hayır. Ancak filmi çekenler bile filme okadar inanmıştı ki,
Eric Draven'ın mezarı kaldırılmadı. Sadece bir dekor olan mezar halen
duruyor. Kahramanımız Eric bir rock gurubunun gitaristidir. Evlilik
hazırlığındadır. Ancak nişanlısına tecavüz edilip öldürülür. Kendiside
çatı katındaki dairesinin camından aşağıya atılır. O düşüş sahnesi bile
filmi özetlemeye yeter. Ancak kader yolunu çizer. Eric intikamını almak
için geri döner. Filmin konusu özetle budur. Belki biraz fazla arabesk
ama . Brandon Lee' nin oyunculuk yeteneği. Karizması ve konuşurken
kullandığı kelimelerin ağırlığı filim boyunca hayat dersi verir.
Brandon Lee filmin çekimleri sırasında öldü. Belkide öldürüldü. Hiç bir
zaman anlaşılamadı. Öldüğü sahne şöyledir. İntikamını almaya geldiği
çetenin liderinin ofisini basar. Çete lideri ve yaklaşık 10 adamı onu
beklemektedir. Eric birden odaya girer herkes silahını hazırda tutar.
Kahramanımız büyük toplantı masasının üstüne çıkar ve kollarını açar.
Senaryo gereği burada bütün silahlar kahramanımızın üstüne boşaltılır.
Kahraman masadan düşer. Herkes öldü diye sevinirken yavaşça ayağa
kalkar. İntikamını alır. Ancak böyle olmadı. En azından bir kısmı.
Kahramanımız masadan düşer ve bir daha kalkamaz. Polis kayıtlarında
ateşlenen silahlardan ikisinin kuru sıkı olmadığı ortaya çıkar. Sonunda
neden dolu olduğu anlaşılamaz. Filim boyunca sete hiç normal kurşun
getirilmemiştir. Silahları sağlayan firma birçok filimde çalışmış,
böyle hata yapmayacak kadar profesyoneldir. Bunun gibi bir sahne için
polisten izin almak gerekir, çekimden kısa süre önce polis kontrolünü
yapmış ve onay vermiştir. Sonuçta olay aydınlatılamamıştır. Teoriler
ise, filim seti çalışanlarından biri tuzak kurmuştur ve öldürülmüştür.
İkinci ve en acı olanı ise Brandon kendisi silahları değiştirmiştir. Bu
ikisinin dışında pek ihtimal yoktur. Çünkü çekimin yapılacağı alan
polis tarafından kontrol edilmiş, alana hayatı önem taşımayanların
dışında kimse alınmamıştır. Ne olursa olsun, genç ve bizden biri
gitmiştir. Deyim yerinde ise bok yoluna. Filim bilgisayar desteği ve
dublörle bitirilmiştir.
Aklımda kalan ise şu sözdür: Anne tüm
çocukların dudağında ve kalbinde tanrının adıdır. Filim boyunca bir
yandan kendi mücadelesini verirken bir yandan insanlar ile uğraşmıştır.
Kahramanımız sonunda nişanlısının yanına gider mezarına uzanır ve
ağlar.

Bu
kadar basit bir dille bu filim anlatılamaz ama elimden bu gelir. Hayal
gibi bir hayat, peki gerçek olan hangisi idi? Eric Draven mi? Brandon
Bruce Lee mi? Varın filmi izleyin siz kendiniz karar verin. Acının,
intikamın, insanlığın, aşkın, isyankâr rock ruhunun ne demek olduğunu.
Bizim gibi insanların hayata nasıl baktığını. Tutkularının, içini nasıl
kavurduğunu. Baş koyulan bir inancın arkasından nasıl gidildiğini.
Doğru bildiğimizin bizim karakterimiz olduğunu. Hayatın bizden ibaret
olduğunu ve bir dünyayı paylaştığımızı. Artık aramızda olmayan biri
bize sesleniyor. Bize insani değerler ve rock ruhundan bahsediyor.
Bunlar sadece filim değildi. Oynadığı role bukadar inanmasaydı böyle
olmazdı. O role Brandon' un uygun görülmesi bir tesadüf değil.
Bakışlarında duruşunda konuşmasında her şeyde bizden bir parça var. O
insanı sahiplenin. Öfke ve aşkın birbirine ne kadar yakın olduğunu.
Sevmenin ve intikam duygusunun ne kadar yüce bir duygu olduğunu
göreceksiniz. Huzur içinde yat. Brandon. Karga senin yanına hiç
uğramasın.

Dün akşam kar ile kaplı bir sokak seyrettim.
Doğal olmayan bir ışık ile kaplıydı. Bu ışık başka bir dünyadan
seslendi bana. Siyahlar içinde bir adam bir ışık huzmesi ile bana
seslendi. Yeter dedi. Gerçekten yeter. Dışarısı soğuk ve aydınlık. Saat
gece yarısını geçmiş. Hayat güzel ve devam ediyor. Teşekkürler Brandon.
Babana benden selam söyle.

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz